Nerede o eski günler?

Hatırlar mısınız oda kahvaltıyı 100 markın üzerine sattığımız günleri, o zamanlar Rodos'un yatak kapasitesi yüz bin yatağın üzerindeydi ve bize ulaşılamaz gibi geliyordu.     Her şey ama her şey misafiri memnun etmek için yapılıyor, misafirin bir dediği iki edilmiyordu. Gelir yüksek gelire nazaran maliyetler düşüktü. Gerçekten turizm yatırımcısı para kazandığından, misafirin kaç gram kırmızı et yediği kimsenin umrunda değildi. Umrunda değildi derken yanlış anlaşılmasın göze batmıyordu demek istedim.   Misafirler için muhteşem maliyetlerle büfeler hazırlanır memnun kalmaları için hiçbir şey esirgenmezdi.   Yatırımcıların sektörü bilmemeleri ya da yeni tanıyor olmaları gerçek profesyonellerin işlerini bildikleri gibi yapabilmelerine olanak sağlıyordu. Patron patronluğunu yapıyor, yıl sonunda kazandığı parayı sayıyordu. O yıllarda hatırlarsınız genelde turizm sektörü ülkemiz için yeni olduğundan ve sektörde fazla kalifiye üst düzey yöneticisi olmadığı düşüncesiyle neredeyse tüm otellerin başında Avrupalı genel müdürler görev yapıyorlardı. Ve genelde bu müdürler kimseye işlerine karışma fırsatı vermiyorlardı. Aksi durumda çekip gidiyorlardı. Çünkü o zamanlar Türkiye Avrupalı profesyoneller için çekici bir bölge değildi.   Bu durum onları neredeyse dokunulmaz kılıyordu onlar otellerinin krallarıydı. Her otelin en lüks odalarında müdürler yaşıyorlardı.   Biz genç nesil onları hayranlıkla izliyorduk. Türkiye'nin gelişimine ve otelcilik anlamında bir noktaya gelmesinde o zamanlarda hepimize örnek olmuşlardır.   Ben hala misafire verilen önemin azalmadığını fakat altında ezildiğimiz koşullar ağır şartlar nedeniyle ne yazık ki eskisi kadar ön planda olmadığını düşünüyorum.   Mutlulukla ilgili çalışmalardan da bilindiği gibi en önemli koşul insanın temel ihtiyaçlarının giderilmesidir. Bu açıdan bakıldığında eğer insan bulunduğu durumdan kendisi memnun değilse diğerlerini mutlu etmesi düşünülemez. Bizler kendi hayatlarımızı kurtarma çabasında olduğumuz ve kendi temel ihtiyaçlarımızı gideremediğimiz için ikincil olanı biraz göz ardı etmek durumunda kaldık. Bu bağlamda Türk Turizmcisi hala doğal misafirperverliğini kaybetmemiştir. Fakat zor rekabet koşulları dahilinde sürekli fiyat ve maliyet baskısında ve gelecek kaygısından dolayı konsantrasyonu ister istemez başka konulara kaymış ve misafir odaklı çalışma ortamı ne yazık ki maliyet odaklı çalışma ortamına dönüşmüştür.   Serbest piyasa ekonomisinde rekabetin kaçınılmaz olduğunu ve ürünün günün koşullarına göre şekillendirilmesi gerektiğini göz ardı etmiyorum. Anlatmak istediğim içinde bulunduğumuz fiyat rekabeti ortamında misafir memnuniyetini en üst seviyelere çıkarılabilmesi işletmelerin eski karlılık düzeylerine ulaşmaları eğer radikal kararlar alınmazsa mümkün görünmemektedir.   Trend böyle devam ettiği sürece sektörde kopmalar olacak ve yapılan dev gibi tesisler biraz olsun para kazanabilmek için fiyatları aşağıya çekecek. Bu büyüklükler altında ezilen diğer küçük az yatak kapasitesine sahip tesisler para kazanamadıkları için satılacak ya da maceraperestler tarafından işletilmeye çalışacak. Küçük olan tesisler zaman içerisinde eriyecek ve yok olacaklar. Sektör büyüklerin eline kalacak. Ürün fabrikasyon olduğu için gelen misafirin az paraya çok tatil alacak ve hiçbir hizmetin kişisel olmadığı ortamlarda uzun vadede ülkenin imajını günden güne yok olmasına neden olacaktır.   Güzel Türkiye bunun çok daha iyisini hak etmektedir. Plansız programsız büyüme duruma neden olmuştur. Düşünmeden verilen ruhsatlar, kapasite artırımları ülkemizi içinde bulunduğu duruma getirmiştir.   Eğer eski günlere dönmek istiyorsak, bana göre tren daha kaçmış değildir. Yeniden yapılanmalı. Büyük kapasiteler yerine daha küçük kapasiteli ve iyi hizmet verilen tesisler yapılmalıdır. Girişimciyi devlet kollamalı ve sektörde fiyatlandırmalara sınırlamalar getirilmelidir.   Hep söyleniyor Türkiye'deki 5 yıldızlı otel sayısı İspanyanın üç katı diye. Eğer 5 yıldızlı oteller yirmi, yirmi beş avroya satılıyorsa ülkemde 3 ve 4 yıldız acaba kaç liradan satılacak. O nedenle her kes 5 yıldızlı yapmak zorunda kalıyor. Çünkü diğer yıldızlar ne yazık ki ülkemde parlayamıyor.   Sevgilerimle