Ben ne yapabilirim?

Berlin Fuarı'ndan aldığımız veriler, Moskova ve Kiev fuarlarındaki görüşmeler neticesinde 2007 yazının Türkiye için iyi olacağını söyleyebiliyoruz. Yani krizden sonra iyi bir sene olacağa benziyor. Turist sayısı açısından otel dolulukları açısından ne olacak yıl içerisinde göreceğiz.  Birçoğumuz için olay zaten günü kurtarmak değil mi? Yarın ne olacağını nereden bilebilirler ki? Yarına Allah kerim... Bence değil. Yarını bugün bizler şekillendirmeliyiz ve yarınlarımızı şansa bırakmamalıyız...  Bu topraklar üzerinde yaşamaya devam edecek ve yine bu sektörden yani turizmden geçinecek hatta nicelerinin geçinmesini sağlayacaksak yarını bizler oluşturmalıyız. Kafalarımızdaki böyle gelmiş böyle gider kalıbının yerine, "Acaba ben ne yapabilirim de biraz olsun değişime öncülük eder katkıda bulunurum? sorusunu kendimize sormamız gerekmektedir. "Nasıl içinde yaşadığım çevreyi koruyabilirim? Nasıl ürettiğim çöpü azaltabilirim?  Nasıl çalışanlarıma 12 ay iş olanağı sunabilirim?" Biliyoruz. Ülkemizde çöpün ayrıştırılması bir yana ayrıştırılan çöpün işleneceği tesisler yok. Öyleyse ben ne yapabilirim diye düşüneceğime çöpten kaçınmanın yolları aranabilir.  Yabancı turistler şehirlerimizde rahat gezememekte, sürekli taciz edilmekte ve sonuçta tatil yaptıkları tesislerden dışarı çıkmamaktadırlar. Eğer turist tesislerden dışarı çıkmıyorsa biz turisti ülkemize nasıl yakınlaştırabiliriz? Nasıl olur da bu insanlar ülkeyi anlatırlar, eğer ülkeyi yaşamak istediklerinde tacizle karşılıyorlarsa? Turistik bölgelerimizdeki beldelerimizi bir hayal edin neredeyse hepsi büyük bir Salı Pazarı görüntüsünde. Bütün sokaklar t-shirt satıcılarıyla kaplanmış durumda. Bunu yaşamamak için kimse o beldeye gitmiyor. Gidenler de bir daha gitmemek üzere kaldıkları otellere geri dönüyor. Düşünsenize, tertemiz sokakları, dünyanın tanınmış markalarının mağazalarının olduğu, sokak kafelerinde oturup bir şeylerin içildiği, çocukların oynayabileceği parkların olduğu şirin beldelerimiz olsa eminim ki misafirler daha fazla tesislerden dışarı çıkmak ve ülkeyi yaşamak isteyeceklerdir. İşte bunları bizler planlayacak ve yapacağız, gelen misafirleri Türkiye ile nişanlamak bizlerin elinde. Ne yazık ki turizm bizim olduğu gibi birçok Akdeniz ülkesinin de en önemli döviz kaynaklarından biri olmuş durumda. Bu yüzden rehavete kapılmamalı sadece bu günü kurtaran işler değil geleceği şekillendiren işler üzerinde durmalı ve bu konulara önem vermeliyiz. Yerel yönetimlere bu konuda çok önemli rolün düştüğü düşüncesindeyim. Hanutçuluk ve taciz büyük oranda yerel yönetimlerin konuya eğilmesiyle çözülebilecek bir konudur.  Zamanı iyi kullanmalı yakaladığımız iyi trendle geleceği şimdiden planlamalı yeni yollara gitmeliyiz. Bizim dışımızda gelişen ve değiştiremeyeceğimiz konularla zaman kaybetmek yerine kendi etki alanımız içerisinde olan ve değiştirebileceğimiz konularla zaman geçirirsek eminim kısa zamanda çok yol alabiliriz. Ülkemize karşı sorumlu hissedersek kendimizi, düşüncelerimizde aynı yönde gelişecek ve geleceğimizi tehlikeye sokacak kararlar verirken iki kez düşüneceğiz.  Deneyin göreceksiniz. Sevgiyle kalın