İş Yaşamına İlk Adım ve Gençlerin Umudu

Bıkmadan, yılmadan her zorluğa karşın mücadele etmek gerekir.   Yaklaşık on gün önce, Üniversite’den yeni mezun olmuş bir genç,  Derneğimizin (İNKAY) web sitesi aracılığı ile bize şöyle bir mesaj göndermişti. Yazdıklarını aynen aktarıyorum.   “Merhaba. Öncelikle bu elektronik postayı zaman ayırıp okursanız ve cevap yazıp içinde bulunduğum durumdan kurtulmam için bana yardımcı olursanız minnettar olurum. 2007 yılında Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun oldum. Yaklaşık 2 ay çokuluslu bir şirkette staj yaptığımı saymazsak şu anda hiçbir işe kabul edilmiyorum. Başlarda aldığım eğitim dışında bir iş alanı düşünmezken ilanlardaki 'deneyim' ibareleri kocaman bir engel oldu önümde. Durumu kabullenip her koşul ve birimde başvurduğum ilanlardan ise "Neden insan kaynakları değil?" sorusunu duymadığım tek yer olmadı. Bu kez de hem eğitimsiz hem deneyimsiz aday konumuna düştüm, tıpkı en son bugünkü call center görüşmesi gibi. Tam 27 aydır işsizim. Sanmayın ki iki kelimeyi bir araya getiremeyen, vizyonsuz ya da kimliksizim. Hayır. Peki ama neden ben çok istediğim halde bu mesleğe adım dahi atamıyorum. Rica ediyorum bildiğiniz bir şey, akıl vereceğiniz bir halim varsa yardım edin. Artık kendimi paslanmış üstüne üstlük eksik görüyorum. Lütfen.”   Mesaj ülkemizin acı gerçeklerinden birini dile getiriyordu, iş arayan bir genç Üniversite mezunu, karşısına çıkan olumsuzluklar. Kısaca işsizlik ve okuduğu bölümde mutlaka dile getirilmiş olan, ülke ihtiyaçları belirlenmeden açılan yüzlerce okul. Peki ülkemizin insan planlaması  ? Öyle bir şey yok ! Var da ben mi bilmiyorum. Yoksa bu gencin yazdıkları bir romandan mı alınmış ! Gelen yazıda her şey kısa, öz olarak dile getirilmişti. Aynı zamanda yaşananlar çok güzel ifade edilmişti. Düzgün cümleler, akılcı bir yaklaşım ve haklı yakınmalar.  Yaşadıklarını böyle dile getiren, yılmadan araştırmalarını sürdüren ve İNKAY’ın adresini bulup, yazan bir kişinin yaşıtlarından biraz daha donanımlı olduğunu düşünerek, ona hemen bir yanıt vermemiz gerektiğini düşündüm. Sorunun sadece bu genç Üniversite mezunu arkadaşımızın problemi olmadığını, dernek olarak da bizlerin gençlere yardımcı olabilmek için belli bir çaba içinde olduğumuza ilişkin bir mesaj yazıp, Yönetim Kurulu Başkan’ına ve Yönetim Kurulu’muzda iletişimden sorumlu arkadaşıma kopyalarını gönderdim. Mesajımın sonuna da bize özgeçmişini gönderirse yardımcı olmaya gayret edeceğimizi ekledim. İki gün sonra yine çok güzel yazılmış e-posta ile bir mesaj ve ekinde özgeçmişi geldi. Bu şekilde, bu gençle ilgili diğer bilgileri de öğrenmiş olduk. Mesaj şöyle başlıyordu ; “Öncelikle hiç umudum yokken ve hiçbir şekilde geri dönüş beklemezken yazdığınız elektronik posta için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Halen dilimden anlayan birilerinin olması düşüncesi bile kendi adıma oldukça önemli şu durumda.   Evet doğrudur. 2007 yılında Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünden mezun oldum ve ne yazık ki içinde bulunduğumuz şu güne kadar da derslerde öğrendiğimiz “ işsiz nedir ? “ kavramının karşılığını oluşturuyorum.   Üniversite üçüncü sınıfı bitirdiğimde bir otomobil fabrikasında İnsan Kaynakları / Endüstri İlişkileri biriminde 2 aylık istekli staj programına dahildim. Fakat insan kaynakları alanında bordrolu bir işte çalışma fırsatı bulamadım, problem de burada başlıyor. İlgili ilgisiz sayısız iş görüşmesinden sonra bir nevi başladığım yerdeyim.   Bahsettiğiniz üzere üniversite eğitimi bizi bir dizi teorik konuyla donatıp diplomalarımızı verdikten sonra terk ediyor. Geri kalan ve en zorlu kısımda tamamen yalnız ve eksik hissederek kendimizi ifade etmeye, bu işe yeterim, ben bu işi yapabilirim demeye ve bunların karşımızdaki yetkililer tarafından anlaşılmasına çalışıyoruz. Burada oldukça ilgili ve isteyerek bölümümü bitirdiğimi söylemek istiyorum. Sırf diploma almak için değil de meslek olarak seçip istediğim iş için gerekli donanımları almak öncelikliydi 4 sene zarfında. Onlarca dersten sonra bunları alıp reele döktüğüm zaman bulduğum sayısız fark aklımı karıştırıyor hak verirsiniz.   Staj yaptığım dönemde son gün bir proje sunumu yaptım. Bu sunumdan sonra ilgili müdürlerden çok olumlu dönüşler aldım. Hatta ülkemizdeki stajyerlik durumuyla ilgili yeterli bilgisi olmayan Japon bir müdürün dikkatini çekmeyi başardım. Onu, sistematik bir çalışmanın yapılmasıyla  ve başarılı öğrencileri staj programlarıyla birlikte firmaya çekmenin nasıl olacağına dair sorular sorarken gördüğümde başarılı bir iş çıkardığımı anlamıştım. Otomotiv sektörünün son haline bakınca benim için bir kadro oluşması imkansıza yakın şimdilerde.   Ülkemizin durumu, tabii ki küresel ekonomik kriz, işsizlik oranları…Bu olumsuz maddeler artırılabilir. Firmaların beklentileri, işin nitelikleri, piyasa şartları v.b. birbiriyle uyuşmayabilir. Ancak benim anlayamadığım tek şey, örneğin en son gittiğim bir görüşmeden bahsedeyim.   Telekomünikasyon şirketlerinden biri için çağrı merkezi müşteri temsilciliği. Adaylar danışmanlık firması tarafından eleniyor ve uygun bulunanlar insan kaynakları yetkilileriyle görüşüyor. Danışmanlık şirketinde her şey tamam, IK yöneticisi tarafından aranıp ne kadar profesyonel davrandığım, işi ciddiye aldığım söylenip ertesi gün aynı tutumlarla hiçbir sorun yaşamadan işe kabul edileceğimi, bunun bir tanışma mülakatı gibi olacağını söyleniyor. Buraya kadar her şey normal. Ertesi gün yine aynı ben, ne söylediğimin farkında olarak mülakatı bitiriyorum. Aynı gün elendiğimi öğreniyorum. İşte burada takılıyorum. Neden? Oldukça gereksiz ve yersiz sorulara dahi mantık ve akıl çerçevesinde cevaplar verirken başka ne gibi bir şey elenmeme neden olur? İki ayrı insan kaynakları çalışanı birbirinden uzak bu iki kararı nasıl verebilir?   Geldiğim şu noktada sanmayın ki yalnızca bitirdiğim bölümle ilgili işlere başvuruyorum. İşin tanımı değişse de neticenin aynı olması benim işe uygun bulunmamamla örtüşüyor. İşlerin hiçbir türünü basite almıyorum.   Benim gibi gençlere sadece siz İNKAY üyelerinin yardımcı olup, olamayacağınıza da bu çerçeve içinde bakıyorum inanın. Dikkate alıp yanıt vermeniz dahi doğru karar verdiğimi gösteriyor.   CV dosyamı ekliyorum. Yeni mezun, tecrübesiz bırakılmış birinin bilgileriyle karşılaşacağınızı yinelemek zorundayım. Farklı olmasını dilerdim”.   Evet, bu arkadaşımız farklı bir tutum ve davranış sergiledi. Her olanağı, her fırsatı denedi. Kendisini ve onun gibi davranan gençleri kutluyorum. Bıkmadan, yılmadan her zorluğa karşın mücadele etmek gerekir. Siz ve sizin gibiler doğru yoldasınız. Genç kardeşimizin mektubu aslında bu işlerden anlayanlar için “ben farklıyım” diyor.   Geçen haftaki yazımda, “Sevginin ekildiği yerde, sevinç yeşerir”, demiş ve konaklama işletmelerinde yaşananlardan yola çıkarak, genç bir bell-boy’un otel hizmetlerini farklı kılarak, misafirleri nasıl etkileyebildiğinden söz etmiştim. Yukarıda sözünü ettiğim kendisi iyi yetiştirmiş bir başka genç kardeşimiz ise,  farklı tutumuyla, becerikli gençlerin neler yapabileceklerini  her fırsatı zorladığını anlatarak, benim söylediklerimi doğruluyor. Böyle gençler var. Ama o iş arıyor, ben haklı çıkmışım kime ne fayda ?   Esen kalın…